- Kimin ne dediği hiç umrumda değil!
Kelimeler, inci taneleri gibi tek tek ve ışıldayarak döküldü dişlerinin arasından. Cümlesinden duyduğu hoşnutluğun belli belirsiz kıvırdığı dudaklarını dinleyicisinden gizlemek istercesine sağa, günbatımını konuklayan pencereye doğru çevirdi başını. Usulca yanağını okşayan güneş, bir anda kadının bakışlarıyla karşılaşınca utancından iyice kızardı.
- Hele ki bunları yüzüme karşı değil de arkamdan söylüyorlarsa… Sözden kancalarıyla etime asılmaya çalışan örümceklerden kurtulmak için, hergün süt banyosu yapıyorum. Benim iffetim, tenimin pürüzsüzlüğünde saklı; kötücül hiçbir şey barınamıyor üzerinde, akıp gidiyor.
Bu kez, sözlerinin yarattığı etkiyi tartmak için, dinleyicisine çevirdi başını ve akşam güneşinin tüm kızıl şuasını emmiş bakışlarını, hiç aramadan, tek seferde gözbebeklerine mıhlayıverdi berikinin. Gözlerindeki yeşil dalgalar arsızca birbirlerini kovalayarak, ışık yutan karadeliğin çevresinde toplanıyorlardı. Tüm sırları ışıldayan yüzeyinin altında saklı, dört yöne uzanan, bitimsiz bir gölde rengarenk, zehirli kurbağalar hoplayıp zıplayarak; hoplayıp zıpladıkça pürüzsüz koyu yeşil yüzeyi binbir renkle dalgalandırarak, çiftleşme şarkılarını söylüyorlardı. Kızıla doydukça yeşil şimşekler çakıyordu irislerinde.
Şimdi kızarma sırası doktordaydı. Hiç hazır olmadığı bir anda göz göze gelmişti kadınla. Kırk beş yaşındaki, dingin gri bakışlı bu adamın yaşam ve enerji dolu-ancak on beş yıldır üç parça takım elbiselerin boyunduruğunda disipline edilmiş kontrollü ve biçimli gövdesi, az sonra, enine çizgilerinin renklerinden zevksizliğini açık eden ipek kravatının mengenesinde, cansız, yere yığılıverecekti. Bakışlarını önündeki boş not kağıtlarına doğru indirdi. Kaşlarının üzerinde tomurcuklanıvermiş ter damlacıklarından biri, şakağından kendine bir yol bularak yanağına doğru süzüldü. Nemli izinden hafif bir koku sızdı. Doktor, küçük dilinin ardında yığılı kelimelerden hiçbirini, kontrollü ve etkili bir biçimde özgür bırakamayacağını anlayınca öksürmekle yetindi. Boş beyaz kağıtlara, boş gri bakarken geçmişi kurcalayarak işine yarayabilecek bir şeyler arıyordu. Birden bulduğunu sandı; başını önünden kaldırmadan, yumuşak bir ses ve ifadesiz bir tonda konuşmaya başladı:
- Geçen seans, erkeklerin sizi tanımlamasından hoşlandığınızı söylemiştiniz…
Kısa bir es verdi. Koltuğunda bacak bacak üstüne atış oturan kadınınhala üzerine atılıp, tırnaklarını göğsüne geçirmemiş olmasından cesaret alıp, başını kaldırarak bitirdi cümlesini:
- Yanılıyor muyum?
Yirmili yaşlarının ortasındaki, neredeyse saydam denecek kadar beyaz tenli, güzelkadın artık ona değil, masanın üzerindeki fotoğrafa bakıyordu.
- Sekiz yaşındaydı, değil mi?
Doktor, kontrolü yeniden hastasına kaptırmaktan çekindiğinden, başıyla belli belirsizonaylamakla yetindi.
- Gülüşünü ve gözlerini sizinkilerden almış. Yüzündeki çizgilerin tüm soğukluğunu eriten, sıcak ve içten bir gülümseyişi var. Ben de bir kızım olsun istiyorum. Gözleri ve gülüşü benimkilere benzesin. Böylece onu kuşatan kelimelerim, aslında beni de kuşatsın. Kendimden büyülenişim, haklılık kazansın. Erkeklerin beni anlatışını seviyorum. Ellerinden çok, sözleriyle okşanmak mutlu ediyor beni. Hepsinin başka başka sevişlerinde bir başka ben keşfediyorum.
Bu kez, sair zamanlarda doktoru ters ışıkta bırakarak olduğundan ihtişamlı gösteren pencereye dikti gözlerini. Doktor, bunu farkettiğinde “seansları artık öğlene almalıyım” diye düşündü. Tam da şu an, onu yıkayan kızıl ışıktansa, kendini koltukaltlarından kavrayıp yükseltecek olanına ihtiyacı vardı. Kırmızı açık mavi gözlerini griye çeviriyordu.
Bulutlar, kanlı et parçaları gibi saçılmıştı, kızıl-gri bir renk alan göğün örtüsüne. Pencere açılıverse, boğucu br çürüme kokusu içeri dolacak gibiydi.
- Hiç söylemiş miydim doktor? Erkekleri narin kelebekler gibi görüyorum.
Kadın, ansızın gelen kahkahasını bastırmak için zarif elleriyle örttü yumuşak ve pembe dudaklarının üzerini. Elleri çok güzeldi. Bedeninizde küçük turlar atmasını isteyeceğiniz türden; ince, zun ve biçimli parmakları vardı. Bakımlı tırnakları belli ki özenle renklendirilmişti. Bu güzel elin gölgesindeki hınzır gülüş, yaramaz bir kız çocuğuna çevirmişti onu.
- Afedersiniz, ama bu, gerçekten güldürüyor beni. Kendilerini tohumluk aygırlar
gibi gören narin kelebekler. Tek bir dokunuşumla alev alan zar gibi kanatlarıyla,
acemice süzülüyorlar gövdemin oylumlarının yarattığı anaforlarda. Ben de onlarınbaharıyım. Herbiri bir tırtıl olarak geliyorlar bana. Özenle çıkarıyorum kozalarından,temizleyip kanatlandırıyorum. Sonra, bir gün ya da biraz daha fazla bir zamankanatlarıyla okşuyorlar beni. Ardından, tam da olması gereken zamanda, ölüpgidiyorlar. Kimse sonsuza dek kelebek kalamaz. Ama ben, böylelikle “her dem yeşil”kalıyorum.