Felsefecinin gündüz düşleri
Salı, Aralık 15th, 2009
Yüzleşme ve yabancılaşma…
Ele alacağım konu bağlamında iki kardeş kavramdır bunlar. Aslında biraz da burada daha önce sıklıkla dile getirilmiş bulunan bir serzenişin, şikayetin ya da özeleştirinin de olası yanıtlarından en bilinenidir. Neden felsefeyle ilgilen/e-miyoruz? Neden bunca heyecanla başlayan iyi niyetli çaba kendi yarınını ilgisizlikle cezalandırıyor?
Bu soruların içerdiği gizil anlam, felsefeyi biliyor olduğumuzdur. Felsefeyle ilgilenmek dediğimizde aklımıza gelen bir dizi, pamuk helva imgenin tam da felsefeyle ilgilenmek deyimini karşıladığına inanmak demektir. Belki de burada akademi boyunca 4 yıl ense kökümüzü bırakmamış olan “felsefe nedir?” sorusunu bir başka kılıkla yineliyor olacağım. Ancak bu kılık kesinlikle günün modasına uygun, hatta biraz baştan çıkarıcı biraz da çıplak olacak.
Felsefe dediğimizde aklımıza gelen ilk şey düşünmektir. Şimdilik ilgi alanıma girmediği için, bahsettiğim düşünme ediminin soru sormak/yanıt vermek, eyleme geçmek gibi detaylarına girmeyeceğim. “Nasıl bir düşünmek” ya da “düşünmek/düşünüyor olmak nedir” giibi soruların ve bunlara bağlı varsayımların üzerini örtüp yoluma devam edeceğim. Bu düşünme ediminin sonundaysa-burada bir sıçrama ve genelleme yaptığımı kabul ediyorum- düşünüleni ifade etmek gelir. Bunun da en kaba tabirle iki biçimi vardır. Söz ve metin. İnsanın kendini ifadesinin, bildirişimin iki temel yoludur bunlar. Ancak aralarında pek çok farktan bir tanesi, felsefeyle ilgilenmek, felsefeci olmak adına asal önem taşır.
Düşünme eyleminin ve sözün bir ortaklığı vardır. İkisi de “şimdi ve burada” özneyi içerir. Bu da içerilen özneyi dayatılan anlamın teminatı haline getirir. Kullandığım başlık da bir anlamda bunu ifade etmek amaçlıdır. Yazıya dökülmemiş her düşünce, felsefecinin gündüz düşleri nispetindedir. Eksiltilidir. Anlamı asla varolmayacağı bir sonraya ertelenmiştir. monolog ya da diyalog biçiminde olsa bile büklümleri dilin kendiliğindenliğinden uzaktır. En önemlisi de, gerçek bir yüzleşmeyi içermez.
Oysa metin, her ne kadar bir yazarı olsa da, onun dışında kendi öznesini yaratır. Zira anlamı dayatan “şimdi ve burada” metne eşlik etmez. Bir bakıma o da anlamını kendi varolduğu uzamlara sonsuzca erteleyen metnin bir yorumcusudur. Olası yorumlarından en meşrusu bile diyemeyeceğimiz türden bir yorumcu hem de. Yazar, artık yabancısı olduğu, kendine ait olmayan bir metinde kendi gündüz düşleriyle yüzleşmektedir. Aynı zamanda kendi yorumlarından yazım anında askıda kalanı itibariyle kendi felsefesiyle de yüzleşmektedir.
Bir felsefeci, yazmak zorundadır. Felsefe metinle yapılır. Felsefe metinle girilen bir hesaplaşma deneyimidir. Biraz daha ileri gidersek belki de bir okuma biçimidir. Bu kuma kavramının içine yazma edimini de dahil ediyorum. Yazmak çok zaman bir yeniden okumaktır.
Yazmaya başladığımızda, Türk felsefesi de kendini yetiştirmeye ve yeşertmeye başlayacaktır.
Devamını okumak için tıklayınız...
Tags: Anlam, felsefe, metin, türk felsefesi
Posted in Makale | 2 Comments »