Futbol kültürü
Çarşamba, Şubat 18th, 2009
Halihazırda sürmekte olan, Avrupa Futbol Şampiyonası nedeniyle bu sıralar özellikle aklımı kurcalayan futbol konusunda aslında epeydir bir şeyler yazmak istiyordum. Ancak konuyla pek de yakından ilgilenmeyen biri olarak, nasıl bir yaklaşım geliştireceğime dair açık ve net fikirlerden yoksun oluşum bana engel oldu. Futbol dendiğinde sözkonusu olan sadece, belli kuralları, sınırlanmış bir zamanı ve alanı olan, belli bir amaca yönelik bir oyun olmadığından, başlıkta da ifade edildiği gibi, futbol bir kültür, bir sektör, bir fenomen, sosyal, kültürel ve ekonomik bir olgu olduğundan, odaklanılacak konular ve onlara yaklaşılacak bakış açısı hayli önemli görünüyor gözüme.
Örneğin bu tip br yazı, oldukça zengin istatistiklerle desteklenebilir. Futbol pastasının likit hacmi, reklam bütçeleri, yatırımcıların katkıları, takımların sermayeleri, ortada dönen yıllık gelir, oyuncuların kazançları, futbolun tarihi ve gelişimi içinde bu rakamların değişimi, ve artık neredeyse küresel bir onay almış olan bu oyunun kültür tarihine etkisi…
Ya da konu, doğrudan tarihsel bir olgu gibi ele alınarak, oyunun tarihiyle popüler kültür tarihi arasındaki koşutluklara dayalı bir okuma yeğlenebilir. Özellikle son zamanlarda bu konuda yaşanan paradima değişimleri ve futbolun neredeyse entelektüel bir uğraş haline gelişi, böylesi bir okumayı daha da ilginç kılacaktır.
Geliştirilebilecek diğer bakış açıları, psikolojik ve sosyolojik olanlardır. İçerisinde hatırı sayılır miktarda komplo teorisi bulunduranlar da gözden kaçırılmamalı tabi. Kitleleri peşinden sürükleyen bu oyun, aynı zamanda iyi br gündem değiştirici, nabız ölçücü, yükseltici ve düşürücüdür. Gündelik dilin çeşitli alt kıvrımlarıyla arasında dönem dönem kurulan koşutluklar bunun en büyük göstergesidir. Özellikle askeri dil ve futbol dili arasında pek çok örtüşme dikkatli gözlerden kaçmaz. Aynı zamanda, yönetimsel örgütlenmeler, taraftara sağlanan ait olma duygusu, kendine ait bir dedikodu ağı, transfer dönemi magazin yürüteçleri, futbolcuların özel hayatları gibi renkli diğer yan unsurlarla bu konu oldukça geniş bir değerlendirme ve analiz çerçevesini hakeder niteliktedir.
Tüm bu sayılanlar, hatıra gelmeyip gözden kaçanlarla birlikte ele alınınca, konunun aslında kitaplık çapta olduğu ortaya çıkıyor. Benim asıl sorunum da bu zaten. Bu konuyu kitaplık çapa etirmiş olan nedenler. Diğer bir deyişle, futbolun bir kültür haline gelişinin tarihi. Burada kaçınılmaz olarak oyunun tarihine kısa bir bakış atmak gerekiyor.
Bu konuda derli toplu ve özetlenmiş bir türkçe kaynak olarak,turkfutbolu.net‘e başvurabilirsiniz. Vurmam diyenlere kısa satırbaşlarıyla geçersek;
Eski Mısır, Mezopotamya’da topa ayakla uvurmak suretiyle oynanan oyunlara rastlanmış, hatta kimi toplar günümüze dek korunmuştur. Yine Antik Yunan ve Roma’da da Futbolun atası sayabileceğimiz oyunlara rastlanmaktadır. Türklerde de futbola benzer bir oyun tepük adıyla oynanmaktaymış. Yine çin, moğollar da bu tipten oyunlara sahiptiler. Tüm bu oyunlar arasındaki ortak nokta, sadece eğlence ya da rekabet amaçlı olmayıp askeri amaçlara da hizmet etmeleridir. Talim amaçlı olarak kullanılan oyunlardır.
Bugünkü Futbolun beşiği saydığımız İngiltere’de halk tarafından çok sevilen bu oyun, neredeyse iç savaşa yol açtığından, bir dönem yasaklanmış. Sonra yeniden serbestliğine kavuştuğu gibi, ilk yazılı kurallarını, turnuva standartlarını ve federasyonunu da yine bu ülkede kazanmış. Bugünkü anlamıyla futbol kültürüne dair diğer ilkler de İngilizlerin tekelinde. Bunlara örnek olarak, ilk transfer, ilk milli maç gibilerini sayabiliriz. Tüm bunların bugünkü haline kavuşmasını 19. yy’a tarihlemek mümkün. 20. yy’ın başlarındaysa futbol topraklarımızda oynanmaya başlıyor ve ilk kulüpler kuruluyor. Bunlarda genelde yine İngiliz parmağı var. Takımlarımız, kurtuluş savaşı ve işgal döneminde, işgal kuvvetleriyle yaptıkları karşılaşmalarla halkın sevgisini kazanıyorlar.
Dünya kupalarının tarihçesiyse bir başka alem. Futbolun tarihin her döneminde siyasetle iç içeliğini gösterir nitelikte. Futbolun savaş çıkardığını iddia edecek değilim ancak iki ülke arasındaki gerilimlerin savaşa doğru çözülmesinde katkı sağladığı da yadsınamaz.(1970, El Salvador-Honduras) 1958′de işin içine televizyon da giriyor, sonra 60′lı yıllarda yıldız futbolcularla Futbol bugünkü gelişimine doğru evrimini tamamlıyor.
Yönetilen sınıflar, futbolsayesinde başarı duygusunu tadar. Birlik bütünlük, aidiyet gibi duygularla kendi ezilen ve değersiz benliklerini daha üst bir kaynağı referre etmesini sağlarlar. Yöneten sınıflarsa futbolun bu özelliklerini toplumun nabzını tutmak için kullanırlar. Tıpkı roma imparatorlarının düzenledikleri gösteriler gibi. Ancak gnümüz konjonktüründe medyanın yarattığı farklılıklar, bu ayrımı ortadan kaldırmaya başlamıştır. Artık futbol klüpleri kendi sermayelerine sahiptir, menkul kıymet olarak değerlenmekte, para kazanmakta ve bağlı sektörlere kazandırmaktadırlar. Artık futbol basit bir yöneten-yönetilen sınıf formülüne sığmaz. Futbol klüplerinin yönetimi, gerek nüfuz gerek servet sağlayıcı olarak, işadamlarının doğrudan ilgisini çekmektedir.
Medyanın günümüzde üstlendiği işlevselliklerden biri kadim zamanlarda mitlerin üstlendiği toplumsal anlamı yaratma işlevidir. Daha doğrudan bir deyişle medya, mitolojik yapı kurucu haline gelmiştir. Mitlerin yerini almıştır. Bu konuyu bir başka yazıda tartışmak üzere cebimize koyup, bu işlevin kendisini gösterdiği alanlardan biri olan futbola dönelim.
Mücadele, mucize, yengi, yenilgi, azim, ter, vazgeçmemek, destan, zafer…
Bu kavramlar, başrolünü kahramanın oynadığı bir anlam dizgesinin yapıtaşlarıdır. Futbol oyunu ya da sektörü, bizim için kendi kahramanlarını yaratmıştır. Özellikle ulusal maçlarda toplumun her kesimini sarar bu duygu. Kahraman sozsuz yolculuğuna yeşil sahalarda devam etmektedir.
Yine bu alanda, belki ilerde yeniden değinmek üzere birkaç konu başlığı saptamanın da faydalı olacağını düşünüyorum.
Birincisi, bir oyun olarak futbolun diğerlerinden farkı. Bundan kastettiğim şey, bunca taktik ve stratejik dinamiği olan, verimli bir istatistik veri kaynağı da sunan bu oyunun basitliğinin yükselişine olan etkisi. Çoğu zaman futbol tutkunluğunun eleştirisine de temel kılınan bu basitlik aslında bu oyunun yükselişinin ardındaki sırrı taşır kucağında. Günümüzde entelektüel bir uğraş kılındıkça bu basitlik arka planda matematiksel veriler ve benzeri teorik yığınlarla karmaşıklaştırılmakta ancak oyunun özündeki yalınlık baki kalmaktadır. Evet, 22 adam bir topun peşinde koşturur. Bu basitlik oyunun açık her alanda birkaç kişi tarafından bile oynanabilmesini sağlar. Bazen gerçek bir topa dahi ihtiyaç duyulmaz.
Diğer oyunlardan futbolu ayıran bir başka nitelikse, oyunun amacını oluşturan sayı mekanizmasının değerliliğidir. Futbolda gol değerlidir. Diğer oyunlarda, her atılımda elde edilme ihtimali olan sayı, futbolda nadirliği ve belirleyiciliğiyle muhteşem bir coşkunun kaynağıdır. Golün bu değerinin futbol coşkusu ve tutkusunu oluşturmadaki yeri ve değeri büyüktür.
Basitlik, yalınlık, gerektiğinde karmaşıklaştırılabilirlik, geniş alanlar, yuvarlanan ya da hareket eden cisimlere tutkumuz, oyunun siyasi kullanımı, kendine has estetiği, günümüze taşınan nadir “erkek” uğraşlarından biri oluşu, kendi kahramanlık söylemi-ki bu söylem, bu mitolojik dil özellikle askeri dille de pek çok koşutluk taşır- futbolu günümüzde bulunduğu yere taşımıştır.
Bu yazı vesilesiyle buradan ulusal takımımıza Avrupa şampiyonası yolunda başarılar diliyorum.
Devamını okumak için tıklayınız...
Tags: Anlam, felsefe, futbol, kültür, toplum
Posted in Anlam, Makale | No Comments »