resim yok
Caravaggio

Posts Tagged ‘edebiyat’

Evrenkıyım

Çarşamba, Şubat 18th, 2009

Orpheus ve eurydike

güneşin yıkadığı gölgeler arınırken lekelerinden,
ufkun eteklerinden tüten bir ağıtta sesim
eklem yerleri toza bulanmış bir alev girdabı göğün bağrında
yaşam çekiliyor tırnaklarımdan, gidenlere inat, gelen güne doğuyorum
bu beden
yokluğun avret yerinde biten tüyler kadar kötü kokan bu beden
dokundukça etine karışan bu eller
herbirini terkediyorum
kızıl çamura gömüyorum silüetimi

çivi gibi tabanlarıma batıyor
döküp saçtığım anılar
azgın kediler gibi böğürüyorum anımsadıkça
ölüm unutmaktır, unutulmanın gölgesinde…
ölüm şimdisiz bir düne hapsolmaktır.

Ve ben gderken
tırnaklarımla sökeceğim, korteksinizden gölgemi
kokumu sinüslerime gizleyip çökeceğim bir karadeliğin sonsuz tekilliğine

günün sindirdiği gece hançereme çöktü şimdi
yayıldı, okkalı bir osuruk koyverdi
günahkar yastığına
değirmentaşı gibi hırıltımı öğütüyor yıldızsız yanakları
kasıklarının buğusu eski düşlerimi çağırıyor ötelerden
şimdinin yarınla seviştiği günlerden.

godoşlar, pezevenkler, gök bakışlı tüysüz yeniyetmeler…
rahimlerine para saçtığım arsız fahişeler…
götümü kolladığım yiğit erkekler..
kamışları pörsüyüp buruşmuş kulamparalar
sülük gibi yapışırken yaşamın ar damarına
onun ılık avurtlarını döllediğim günlerden

Ve ben sırtımda silemediklerimin yüküyle gidiyorum
ben yokken, bana dair varolacak demek.
Dilin kayığında styx e gidiyorum
Eurydike’nin kollarına
içine sığacağım tek bir anın sınırlarındayım
O’na gidiyorum…


Devamını okumak için tıklayınız...

Lir ve Flüt / Atinalı Pezevenk

Çarşamba, Şubat 18th, 2009

Eski bir heykel gibi dağılıyorum. Bu kış son kışım olacak, farkındayım. Baharı göremeyeceğim. Arkamı döndüğüm anda fısıldaşmaya başlayan kölelerim, gücümü gitgide yitirdiğimi; öksürdükçe ağzıma dolan kansa zorlu bir ölümü müjdeliyor bana. Doğduğum topraklardan bunca uzakta ölmek, doğduğum andan bunca uzağa sürmüşken zaman beni; sürgünde ölmek…

Artık ileride bakacak bir şey yok. Ben de uzağı iyiden görmez olan gözlerimi geçmişe çevirdim. Süngerleşen beynime yardımcı olması için gençliğimde yazdıklarımı okutuyorum Etiyopyalı gözdeme.Etli dudaklarından şanlı geçmişimi dinlemek, huzur veriyor bana. İnsan, ölmeden önce neler bıraktığını, nelerle anılacağını bilmek istiyor.

“Oku Bentara! Yaşlı efendine yaşam ve umut ver genç sesinle.”

Güneşin ışıkla suladığı dağlara takılı kalmıştı gözüm. Birbirinin içine geçmiş, hiç bitmeyecekmiş gibi duran, bulutlara çakılı üçgen çiviler. Yığım yığım kütleleri buradan bakınca ne kadar da küçük görünüyor. Uzaklaştıkça her şey küçülüyor insanın gözünde; anılar, aşklar, masumiyet ve dağlar… Hangisi Tanrıların evi Olympos acaba? Neden bilmem, her zaman en yükseğidir derler. Nedendir Tanrıların yüksekleri bunca sevmesi? Uzaklaştıkça küçüleceklerini bilmiyorlar mı? Belki sevmezler de, biz onları kendimizden uzak tutmak için zirvelere hapsederiz.Şehirlerimiziyse yamaçlara ve vadlere kurarız. Belki de buraları fazla bildiğimizden; bilinmeze, bulutlara gömeriz onları. Ya da tam tersi yerin altına, toprağın rahmine gömeriz.

Ben bunları düşünürken, hafif bir rüzgar, ezilmek üzere beklerken güneşe teslim olmuş zeytin ve üzümlerin dumanını taşıdı burnuma. Kokuları bir aşk gecesi sonrası odama sinen kokuyu düşletiyor. Üzerimde kuruyan meni ve ter karışımı esansın zihnimi uyuşturan buğusunu.

Köle olmama rağmen çok şanslı bir genç olduğumu inkar edecek değilim. Belki de Tanrıların soyundan geliyorumdur. On sekiz yaşındayım ve Hellasın en nüfuzlu adamının gözdesiyim. Şu anda çalışmakta olduğum atelyeye de onun forsuyla girdim. Biliyorum, burada da herkesin gözü bende. Sudaki aksine aşık olan Narkissosunki gibi benim de aklımı çeliyor yüzüm. Perslerinki gibi sürmeli ve iri gözlerimi çevreleyen kirpikler, Erosun okları misali gözüme değen gözleri kör ediyorlar. Bakışlarım, bereketli kamışları taşlaştırıp; çölde açılmış dipsiz kuyuları suya doyuruyorlar. Boynum Phyreneninki kadar zarif, omuzlarım Akhilleusunkiler kadar geniş. Bacaklarım, Spartalı kadınlarınkinden daha düzgün ve Zeus aralarına ateş saçan kamçısını gizlemiş. Efendimin yüreğine aşk, tenine haz yıldırımları düşüren bir kamçı… Ben, Kuzeyli Savaşçı Temonun oğlu Hermenides; Tanrılar şahidimdir ki Attikanın en güzel erkeğiyim!


Devamını okumak için tıklayınız...
felsefe dükkanı
Arka plan resmi :
Tasarım: Meme-Dini