Mary and Max – Asperger Sendromu – Psikiyatrinin zorbalığı

Önce mağaralar vardı, karanlık ılık ve nemli sığınaklar. Rahim kadar karanlık, nemli ve ılıktılar. Sonra Platon geldi ve mağaranın dışına davet etti bizi. Sonrasıysa malum. Göksel babalar, melekler, şehirler, kalabalıklar, gürültü, beton, çelik, mikrop, oğuzlar, uygurlar, peçenekler…

Ruhbilimciler ilkel korkularımıza ya da davranış bozukluklarımıza yaklaşırken, onların günümüz toplumundaki güvenli durumumuza pek de uymayan daha tekinsiz bir dönemdeki atalarımızdan ödünç alınmış oldukları ya da aksine içinde yaşadığımız şehir ve toplumların karmaşıklığına karşı naif tinlerimizin doğal tepkileri oldukları yönündeki perspektiflerle konuyu ele alma eğilimindedirler. Bu perspektife göre, ilkel atanın “savaş ya da kaç” taktiği yaşadığımız kültürün karmaşık iletişim ağları için fazla basit görünmektedir. İşte bu basitlik ve karmaşıklık arasındaki uyumlanma sorunu ya da diyalektik sahip olduğumuz ruhbilimsel gerilime yol açar. Bu durumda en başta modern toplum içinde yaşamayı ve doğru davranmayı öğrenmek gerekir. Diğer bir deyişle normal olmak gerekir. Zira modern toplumun ve kültürün varlığını teminat altına alan ya da meşruiyetini sağlayan şey normlardır, yasalardır, moral ilkelerdir.

Bu şehrin sakinleri olarak, pek azını tanıdığımız 15 milyona yakın insanla pek çok alanı ortak paylaşıyoruz. Başka bir söyleyişle 15 milyon yabancıyla omuz omuzayız. Onca kötücül olaya, suça vs.ye rağmen güvende olduğumuz illüzyonuyla kalabalık caddeleri ense kökümüzde yabancılarla arşınlıyoruz. Aklımızın bir köşesinde bu yabancılardan herhangi birinin bir anda dönüp yumruğunu o ense köküne indirebileceği fikri olsa muhtemelen adımlarımız şimdiki kadar kendinden emin olamazdı. İşte normlar ya da normallik derken kastettiğim şey, bu uç eylemlerden başlayıp, karşımızdakinin gözlerine uzun süre bakmamak, konuşurken küfretmemek, yerlere çöp atmamak gibi daha sakin alanlara dek uzanan bir yelpazede konumlanır. Peki tüm bunların konumuz ya da başlığımızla ilgisi nedir?

Asperger sendromu ya da isimlendirilmiş diğer psikiyatrik anomaliler, bir biçimde sahiplerinin bu normlara uyamadığını, onları anlamlandıramadığını ya da öğrenemediğini de ifade eder. Paragrafın başındaki linke tıklayıp asperger sendromunun semptomlarını okuyun. Bir kısmını kendinizde de bulacağınızdan eminim. Hatta bulduğunuz şeyler belki bazılarınızı endişeye de düşürebilecektir. Bu noktada ölçü, sözü geçen semptomların yaşam kalitenizi ne kadar düşürdüğü olacaktır muhtemelen. Sizi yaşayamaz hale getiriyorsa ya da davranışlarınızın birinci elden sorumluluğunu almanızı engelliyorsa, endişelerinizde haklı da olabilirsiniz. Aslına bakarsanız böyle değilse de çok rahatlamayın, zira bu tip sendromlarda ana etkiler farklı yaşlarda ya da farklı olayların tetiklemesiyle ya da travmalarla da ortaya çıkabiliyor. Burada farketmemiz gereken nokta, bunların sıradan ve “doğal” insan davranışlarının uç noktalara sürüklenmiş halleri oluşudur, daha radikal bir deyişle de toplumla iletişimimiz boyutunda oluşudur. En sivri psikotizm örneklerinde dahi, toplumu varsaymadan “deliliği”, ne davranışsal ne  içsel boyutta, tanılayamayız.

Bir de adlandırma sorunsalı var tabi. Eskilerin deyişiyle ” ad varlığın özünü taşır” – ki bu durumda varoluşun da kendisidir. Nevrozlarla ilgili iki şey söyleyebiliriz. Ya tamamen modern çağın ürünüdürler, ya da ismini öğrendiğimizden beri nevrotik olma hevesimiz de arttı. Bir bakıma her ikisi de doğrudur. Nevroz bir modernizm çilesidir, zira özellikle sanayi devriminden sonra şehirlerimiz “savaş ya da kaç” taktiğinin uygulanmasını yasaklayan savaş alanlarına döndü, doğrudur hevesimiz de arttı, zira adı konan tespit edilebilir hale gelir. Bir kısım dışavurumu bir isimle tanıladığınız anda o dışavurumlardan herhangi biri diğerlerini tetiklemeye başlar. Yeni isim ve işaret ettiği durum meşrulaşır. Bu açıdan nevroz insanların varlığını kabullenip kendilerinde aradıkları bir şey haline gelmiştir.

Yukarıda andıklarımızın bir de tedavi boyutu var, örneğin psikanaliz. Freud bu kavramla bir taraftan ciddi tepki alırken, diğer taraftan da büyük klinik başarılar kaydetmiştir. Bu başarıların ardında yatan temel neden, tekniğin mükemmelliğinden ziyade sürpriz saldırı etkisi olmuştur. Artık psikanalistin, psikoterapistin, psikiyatristin vs. divanındaki hasta bir taraftan danışma sürecine tabi olurken diğer taraftan da bunu kurgulamakta, üst-katmansal bir yaşantı olarak yeniden deneyimlemektedir. Çünkü artık süreç aşikardır. Danışan kendisine adını bildiği bir tanı, isim, etiket istemektedir. Bunu alınca da mutlu olmakta, durumu istatistikleşerek meşru hale gelmektedir. Yaşamanın zor olduğu bu toplumda yaşamamak için geçerli nedenleri vardır artık. Üstelik bunlar tüm tıp, bilim, hukuk, aile, kültür camiasının dahası tüm islam aleminin kabul edeceği nedenlerdir.

Psikiyatrist, normal bir yaşamın temsilcisi olarak aslında devasa bir iktidar imgesidir de. Bilgi iktidarin en büyük gücüdür ve danişman sözde buna sahiptir. Danışanın kişiliğinin sırlarına. Onu normale dönüştürecek sihire ve büyüye. Zaten o aslında ilk gençliğinden beri bunu istemektedir. Psikoloji ya da psikiyatri okumak istemiştir çünkü bu sihre sahip olarak o da içinde olduğu yaşamın kendisine dayattığı iletişimsel zorluklardan büyüyle sıyrılmak ister. Şimdi kendi meşru ve normatif konumundan, kendisiyle aynı acıdan kurtulmak isteyen danışanına sihrinden bir parmak sunmaktadır. Normal olanın temsilcisi olmak onun söylemlerini, bilgiçliğini ve yaklaşımlarını meşrulaştırır. (normalin temsilcisi ve bilgiçlik kavramları ilkelden ve disiplinin ilkeleri gereği reddedilebilir görünse de, bu yazının boyutunu aşacak bir tartışmayla meşrulaşacaktır)

“olduğum şeyden memnunum ve değişmek istemiyorum”

Max, “olduğum şeyden memnunum ve değişmek istemiyorum” diyor filmde. Mary and Max, pek çok yönden övgüye layık, üstelik oldukça da keyifli bir seyirlik. Hepinize tavsiye ederim, filme ulaşamayanlara yardımcı da olabilirim. Yukarıda yazdıklarımı da bu film vesilesiyle yeniden düşünme imkanı buldum. Bir kez daha,tanılanmış vakaların toplumla yaşadıkları, sözde hastalıklarından daha meşru gerilimlerinde nasıl davranılması gerektiğine dair fikirlerimi gözden geçirme imkanı buldum. Bir kez daha, ellerinde “doğru ve konforlu bir yaşamın sırrıyla” dolaştığını sananları lanetlemektense onlara acımak gerektiğini hatırladım. Bir kez daha onlardan biri olduğumu anımsadım. !0 dk.lık bir duyarlılık krizinden sonraysa, her ne idiysem o olmaya geri döndüm, zira ben de “olduğum-u sandığım- şeyden memnunum ve değişmek istemiyorum”.