resim yok
Caravaggio

Posts Tagged ‘aşk’

Vajinanın Keşfi

Salı, Şubat 24th, 2009

Çıplak kadın bedenine karşıdan baktığımda, bir eksiklik hissettim her zaman.(Bu eksikliği gözünde canlandırabilmek için, deneyimsiz okur, gösterişsiz gravürlerle süslenmiş eski bir ansiklopedide yan yana, cepheden ve varoluş karşısında tüm çıplaklıklarıyla esas duruşta-hoş, cansız da olsalar, birbirlerine karşı bu ilgisizliklerinde art niyet aramışımdır hep- resmedilmiş, kadın ve erkek figürlerini göz önüne getirebilir.) Bir şeyler yoktu. Kökünden koparılmış, sökülüp alınmış bir erkeklik.

Şimdiyse başka bir şey görüyorum bu manzarada. Vajina gizlenmiştir. Kadının bacaklarının arasından, merkezi sinir sisteminin merkezine doğru sır dolu bir yaşam atılımıdır o. Bir kara delik, dipsiz kuyu. İçinde rengarenk ve zehirli kurbağaların gece şarkıları söylediği, üçgen başlı bir engereğin az evvel çiğnemeden yuttuğu hamile kemirgeni keyifle sindirdiği, Afrika yaban arılarının ağaçlardan topladığı reçineyi tatlı öz olarak sakladığı, evrenin bağrına uzanan bereketli bir korku tünelidir. Hiçbir erkeğin, içindeyken kendini güvende hissedemediği (bebekler ve aşıklar-bu da bir başka konu- cinsiyet dışıdır, erkeklik kültürel bir entitedir.) karanlık ve nemli bir hücre. Pembe kanatlarını alabildiğine açmış bir melek. Evrenin sırlarını ihtiyatla dillendiren bir ağız. Arsızca ortalıkta dolaşarak, varlığıyla böbürlenen kamışımla kıyaslanınca, vajina bir buz dağı gibidir. Görünen yüzüyle tenimi ayartıp, ruhumu, formülleri mühürlü zarflar içinde nesilden nesile aktarılan büyülü karışımların hazırlandığı şaman çadırları gibi kokan yüreğine hapseden bir buzdağı. (>Bunu yazara iki kez yaptı. İnkar edecek değilim, ikisinde de pek bir şefkatliydi. Ancak her iki cennetten de kovuldum. İlki hiç hatırlanmayan unutulmaz bir deneyimdi-rahim- ikinciyse hep hatırlanacak ancak unutulmaya mahkum bir olgu-aşk…) Mistik keşiflerin en büyüğü vajinanın keşfidir.(her iki cins içinde…) Ne ironi! Dil-dışı yaşamımızın cennetini (ilk evimiz-rahim-beledü’l emin) eril karşıtlıklarla dokuduğumuz dilin içine hapsolur olmaz reddedişimiz.


Devamını okumak için tıklayınız...

Romantik aklın eleştirisi

Pazartesi, Ekim 27th, 2008

Başlıkta yanlış olarak, “Romantik Akıl” diye adlandırılan şeyden kastım, “aşk söylemine” tabi olduğumuz zaman içerisinde geliştirdiğimiz ussal süreçlerin toplamıdır.

Bireysel gerçekliklerimiz kamusal gerçekliğin az ya da çok çarpıtılmış bir biçimidir ve her an çarpıttığı bu üst yapıyla çatışma halindedir. Aşkın “mistik bir deneyim” yaratma gücü tam da bu noktada ortaya çıkar. İki birey gerçekliklerini birbirine dayatarak kamusal olandan koparlar. Burada Romantik Usun ikinci evresi, anlamlandırma başlar. Tamamen yabancı olanın, “öteki”nin bir yeniden keşfi ve tanımlanması, yaşam alanının yeniden anlamlandırılması, yeni bir gerçeklik inşa edilmesi. Ayrılığın ardından duyulan yassa tam da bu yeni gerçekliğin çöküşü sebebiyledir. Yeni gerçeklik öntanımlı olarak iki kişiye ihtiyaç duyar. İçselleştirdiğimiz, “benselleştirdiğimiz” öteki olmaksızın bu yeni gerçekliği omuzlarımızda taşıyamayız. Aşık olunanın altından çekildiği bu yük, olanca ihtişamıyla çöker. Bir yitiren olarak aşık, her şeyi yeniden anlamlandırmak zorundadır.

Yeni gerçeklik alanının inşası ardından “Romantik Aklın” üçüncü evresine geçilir; Kamusallaşma ve Gerçekliğin sınanması. İşte bu nokta sorunların ortaya çıktığı noktadır. Aşıklar eğer başarılı olmak istiyorlarsa asla yataklarından çıkmamalılar. Kurulu gerçeklik, ya da aşıkların özdeşlik kurgusu, kendi dışlarındaki gerçekliğe karşı dayanıksızdır. O, bir düşler alemidir, bir vahadır ancak “gerçeğin çöllerinde” tutunacak gücü yoktur.
Dışarısı, dişlerini bir kez içeriye geçirdi mi, açılan yaradan gündelik yaşamın tüm sıradanlıkları içeri hücum eder. Aşıklarca yaratılan fanus, basınç farkından dolayı patlayıverir.

Son aşama, aşıklardan birinin uyanışı. Ortada hala bir düş vardır ve biri bu düşü görmek zorundadır, işin en kötü yanı da budur zaten. Biri hala düş görürken diğeri uyanmıştır. Uyananın kim olduğunu belirleyen pek çok farklı dinamik ve neden vardır. Bunlar ilişkinin içerisinde belirlenir. Uyanıştan sonra yeniden bireysel gerçekliğe dönülür.
Bir ilişkinin bitiş sebebi çok zaman başından bellidir, hatta çok zaman başlangıç sebeplerinde gizlidir. Son evresinde romantik akıl, tüm görmezden geldiklerini su yüzüne çıkarır. Adeta bir muhasebeci gibi hesaplar ve dökümler yapar. İki zıt fikrin baskısı altındadır. Yaşadığı şer her ne ise bitmiştir ve yaşadığı şeyleri reddetmemelidir. Burada kendisine başvurulan en eski yöntem, kandırıldığı, başka çeşitli sebeplerden körleştiği vs. dir. Bu da hala düşte olan tarafı başlangıç koşullarından çok daha kötü bir duruma iter. Artık aşk söylemi tersine dönmüştür. Kimi zaman bu tersine dönme nefrete kadar uzanır.

Bir diğer süreç de benim 3 evreye ayırdığım, iletişsel dizgedir.

Söz evresi: Kelimelerle ulaşılan hala ben ve ötekinin varolduğu evredir. Burada ben ve öteki kamusal alandadır. Aşk söylemine tabi olunan evredir bu.

Göz evresi: Söylemin ve ötekinin içselleştirildiği evre. Anlamlandırma ve inşa evresi. Burada artık kamusal alandan çıkılmıştır. İki kişilik bir evren inşa edilmiştir.

Ten evresi: Yekvücut olma. Artık iki ben tek tende erimiştir. Şu asla unutulmamalı: Aşk erotik bir duygudur.
Zirveden sonra çöküş yukardaki sıranın tersine seyreder. Bu kez göz evresinde, öteki içerden dışarı doğru itilir. Söze dökülmeyen kötücül kelimeler birikir. Anlam dizgesi değişir. Ardından yeniden söz evresi, ve ayrılan iki ben, dille birbirlerini yok ederler.

Sonuç olarak mutlu aşk yoktur.
En azından mutlu aşkın yazılı tarihi yoktur.


Devamını okumak için tıklayınız...
felsefe dükkanı
Arka plan resmi :
Tasarım: Meme-Dini