resim yok
Caravaggio

Gözümün Kıyısı

O ve ben başbaşa kalmıştık. Bir de 108 milyon yıl önce, kendi cazibesiyle özkıyıma uğramış bir yıldızın mirasçısı karadeliğin, ışığı yutan gözlerinden evren dikizliyordu bizi. Karadeliklerle karadullar arasındaki ortak noktaya takıldı bir an aklım. Gözlerim yuvalarında, gözkapaklarımın içindeki “encyclopedia britannica”yı taramak için şöyle bir turladı.

Kadın“- daha ileride olmalı, alfabe öyle diyor.

Kazık“- offf, çok gittim.

Kaput“- birkaç sayfa daha…

Kasık“- ahh! Yine kaçırdım.

Dikkatimi toplayabilmek için, kaygan ve yumuşak yorganlarıyla örttüm gözlerimin üzerini. Ilık bir nem perdesi ve içinde yıldızlar uçuşan, kızıl bir karanlık yorganın altına sızabilmek için yarıştılar. Nem ve karanlık fotofiniş… Vaktim olsaydı, sonucu öğrenmek için beklerdim ya o ve ben başbaşaydık ve sessizlik, “kıtaya bir demir perde gibi” inmek üzereydi.

Sessizlik… Sesin olmayışı; yokluğa bir atıf. Omzuma dokundu. İçerledim. Dışarıdan dokundu, bana dokundu. Artık içimde olmayışına, bendeki yokluğuna bir atıf. Fotofiniş sonucu: Nem, buhar farkıyla kazandı. Öylesine sevindi ki bu haksız galibiyete, taşkınlıklarından dolayı, bazı damlaları dışarı atmak zorunda kaldım. Gururla yanaklarımdan süzüldüler. Yerçekimi olmasaydı, uçmak ya da akmak konusunda bir seçim yapabilirdi, muhtemelen ışığı ve göğü seçerdi, sevinçten uçuyordu ne de olsa. Çenemden üzerine eğildiğim masaya serbest düşüşünü tamamlayınca, buharlaşıp havaya karıştı yine. Doğa adildir.

Cevaplanmamış çok soru var.

Karadelik ve karadul arasındaki ortak nokta nedir?

Tercih hakkı olsaydı gözyaşı akmayı mı seçerdi, uçmayı mı?

Sensizlik çığlık atar mı?

O, ben, omzumda elinin bıraktığı sıcaklık, sandalyesinin ağırlığından kurtulurken çıkardığı gıcırtı, hızlı yürüyüşüne ayak uydurmak için nefes nefese kalmış ayak sesleri, kapının az evvel çarpıldığı menteşesi içinde, fizik kurallarına gönül vermiş titreyişi, uzaklaşan kokusu, Yo Yo’nun Taango yorumunun havaya yaydığı titreşimler… başbaşa kalmıştık. Yapacak çok iş vardı. Gözlerimi açtım. Işık, bir karıncayiyenin dili gibi, umarsızca retinamı yokladı. O an, gözlerimi her yumduğumda gördüğüm yıldızların, ışık toplayıp renk ören karıncalar olduğunu anladım. Çubuk ve konilerime yapışmış son birkaç görüntüyü de yutmuştu karıncayiyen. Artık yıldız görmeyecektim.

Gidişini hiç görmedim. Gözlerim açık olsaydı, sadece uzaklaşan görüntüsü kalırdı zihnimde. Yaşadıklarımızı içinde saklayan memeye bir baş olurdu gidişi. Özledikçe emerdim. Üzerine yorum yapar, sonuçlar çıkartırdım. Oysa, görmediğim gidişi, limbik sistemimden vurdu beni. Ardında savaş çığlıkları, ayin tamtamları, kan kokusu, sessizlik ve dokunuşlardan kurulu, gözlerimi yumdukça hücum eden bir ordu bıraktı. Günde yaklaşık 24.000 saldırı. Bir de uyumak için çabaladığım dört beş saate sığdırılan meydan savaşları… Gittiğini görmeyi reddedişim yüzünden, o ve ben, sonsuza dek başbaşa kaldık.

Tags:

One Response to “Gözümün Kıyısı”

  1. kunthar Says:

    Çoktandır gördüğüm bir sondu. Yardım etmeyi denedim ama o sıra dinlemek olanaksızdı. Meme başı kördür çünkü.
    Geçmiş olsun…

Leave a Reply

felsefe dükkanı
Arka plan resmi :
Tasarım: Meme-Dini