Evrenkıyım
Orpheus ve eurydike
güneşin yıkadığı gölgeler arınırken lekelerinden,
ufkun eteklerinden tüten bir ağıtta sesim
eklem yerleri toza bulanmış bir alev girdabı göğün bağrında
yaşam çekiliyor tırnaklarımdan, gidenlere inat, gelen güne doğuyorum
bu beden
yokluğun avret yerinde biten tüyler kadar kötü kokan bu beden
dokundukça etine karışan bu eller
herbirini terkediyorum
kızıl çamura gömüyorum silüetimi
çivi gibi tabanlarıma batıyor
döküp saçtığım anılar
azgın kediler gibi böğürüyorum anımsadıkça
ölüm unutmaktır, unutulmanın gölgesinde…
ölüm şimdisiz bir düne hapsolmaktır.
Ve ben gderken
tırnaklarımla sökeceğim, korteksinizden gölgemi
kokumu sinüslerime gizleyip çökeceğim bir karadeliğin sonsuz tekilliğine
günün sindirdiği gece hançereme çöktü şimdi
yayıldı, okkalı bir osuruk koyverdi
günahkar yastığına
değirmentaşı gibi hırıltımı öğütüyor yıldızsız yanakları
kasıklarının buğusu eski düşlerimi çağırıyor ötelerden
şimdinin yarınla seviştiği günlerden.
godoşlar, pezevenkler, gök bakışlı tüysüz yeniyetmeler…
rahimlerine para saçtığım arsız fahişeler…
götümü kolladığım yiğit erkekler..
kamışları pörsüyüp buruşmuş kulamparalar
sülük gibi yapışırken yaşamın ar damarına
onun ılık avurtlarını döllediğim günlerden
Ve ben sırtımda silemediklerimin yüküyle gidiyorum
ben yokken, bana dair varolacak demek.
Dilin kayığında styx e gidiyorum
Eurydike’nin kollarına
içine sığacağım tek bir anın sınırlarındayım
O’na gidiyorum…