Düşsel İnim / Memed-İni
İlk adlandırmalar ibranice yapılmışmış ve şeylerin özünü sırtlanmışmış adları olan kelimeler. Şeylerin özünde gözüm yok. Benim derdim kişi adlarıyla. Şehrazat olmak nasıl bir duygudur acaba? Adı Yasemin olunca, aşk kokar mı bir kadın? Umut olunca adam, kendini yarına gizler mi? İsimlerde iki boyut var sanırım, biri etiket diğeri de içerik boyutu. Bir de bunları aşan kimlik boyutu. Adıyla kendini özdeşleştiren bebek, “benlik” duygusunun yarattığı şoktan sonra “kimlik” boyutuyla ikinci şoku yaşar. Şık da bir şoktur bu hani. Ardından ismin etiket olmaklığı gelir. Kulağa hitap eden kısmı, diğerleriyle kıyaslanması, sık rastlanılırlığı, bayağılığı üzerinden genel bir isimden hoşnutsuzluk çıkar ortaya. Sonra içerik boyutuna geçilir çok zaman. İsmin anlamının öğrenildiği ve içselleştirildiği dönem. Kimi zaman ismin anlamıyla özdeşleşildiği dönem, kimliğin bu ayrılmaz parçasıyla barıştığımız dönemdir bu bir anlamda da… Biriyle ilk karşılaştığımızda sıklıkla ona ilk sunduğumuz ismimizdir. O kadar alelade bir durumdur ki bu, kimilerinde ilk duydukları isimleri akıllarında tutamama hastalığı vardır.
Kimi zaman da geçmişe götürür bizi isimler, bazen kendisi değil de söylenişi, tonlanışı ya da içerdiği harfler bile yeter bunu yapmaya. Bazı isimler çarpar bizi, bazıları komik gelir, kiminin anlamını bilmeyiz de merak ederiz. Yine de kişileri isimlerle paketleriz nihayetinde. Yaşamın içinde tüm gürlüğüyle akan ve hep yeşil kalan olur o kadın artık ya da her daim uçucu bir gülüş olur sizi ya da onun dudaklarında. Kat kat pembe giysilerinin ardında sakladığı hazineyi burnunuzla aradığınız bir aşk kokusu olur. Ya da zeka timsali ve yüce bir adam our o adam, hayallerinizin anahtarı olur, hayatın içinde savrulan özgür bir ruh olur. Dalgalı bir okyanus olur, güzel ve hoş olur, sonsuzluk olur, birkaç harfe sığan ve bir kaç harften taşan olur; artık kısaltmalar, genişletmeler, imgeler ve imgeler vardır o adam/kadın yerine. Sonra bir gün ağzınızdan kaçıverir;
Yılan sevmeyen kadınla da sevişilmez ki…
Tags: deneme