<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>
<channel>
	<title>Mi(s)tik Deneyim! yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.meme-dini.com/anlam/mistik-deneyim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.meme-dini.com/anlam/mistik-deneyim</link>
	<description>aslolan üsluptur...</description>
	<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 06:17:32 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Meme-Dini tarafından</title>
		<link>http://www.meme-dini.com/anlam/mistik-deneyim/comment-page-1#comment-805</link>
		<dc:creator>Meme-Dini</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 16:57:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meme-dini.com/?p=45#comment-805</guid>
		<description>Yazdıklarınıza katılmamak elde değil, aslına bakarsanız burada mitik ya da mistik deneyimi ele alırken sadece bir dışavurum olarak düşündüm. Zira onu masaya yatırıp dilimlemek, kendi kuruluş mekanizmalarını ortaya söküp indirgenebilir hale getirmek, belki de yorumumun kendisiyle biçimsel açıdan çelişik olacaktır. Böylesi bir öz yapı-yıkım ya da söküme yönelecek cesareti bulamadım kendimde belki.

Yorumunuz için teşekkür ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazdıklarınıza katılmamak elde değil, aslına bakarsanız burada mitik ya da mistik deneyimi ele alırken sadece bir dışavurum olarak düşündüm. Zira onu masaya yatırıp dilimlemek, kendi kuruluş mekanizmalarını ortaya söküp indirgenebilir hale getirmek, belki de yorumumun kendisiyle biçimsel açıdan çelişik olacaktır. Böylesi bir öz yapı-yıkım ya da söküme yönelecek cesareti bulamadım kendimde belki.</p>
<p>Yorumunuz için teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Barış Safran tarafından</title>
		<link>http://www.meme-dini.com/anlam/mistik-deneyim/comment-page-1#comment-801</link>
		<dc:creator>Barış Safran</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 10:34:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meme-dini.com/?p=45#comment-801</guid>
		<description>aşkı mistik bir deneyim olarak incelemek.. fotoğraf kadar olmasa da ilginç bir yorum elbette.. ama aşkla ilgili olarak yapılabilecek değerlendirmelerin yalnızca bir yönüne işaret etmekte. sözgelimi, aşık olduğumuzda vücudumuzdaki dopamin, endorfin, serotonin gibi hormonların değişen dengelerine odaklanarak biyokimyasal açıdan da analiz edilebilir aşk. çünkü şimdilik bilebildiğimiz evrende, bu tarz kurulabilecek her denklem, en azından çift yönlüdür aynı zamanda. yani aşık olduğumuzda, bu hormonlarımızın dengesinde bazı değişmeler gerçekleşir demek ne kadar doğruysa, daha önce yüzlerce defa bizzat deneyimlediğim gibi, herhangi bir nedenle bu hormonlarımızın dengesinde değişim olduğunda, en yakınımızdaki ilk "aday"a aşık olmamız da o kadar mümkün ve doğru. sözgelimi kadınların gerilimli, heyecanlı, korkulu ortamlarda, daha kolay aşık olduklarına dair psikolojik, psikiyatrik, nörolojik bulgular var (mesela o yüzden hoşlandığımız kadını sinemada romantik bir filme değil de bir korku filmine sokmalıyız belki de :D ). bu anlamda yazının doğaüstünü kayıran taraflı bir bakışa sahip olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. sözgelimi yazıda bahsi geçen çürük kokulu mantarlar, bunları mistik olaylarla, büyüyle, o mantarların sahip olduğu bazı özel güçlerle açıklamak doğru değil. bazı mantar türlerinin içlerindeki psylobin gibi maddeler nedeniyle doğru miktarlarda yendiğinde hormon dengesi ve duygularda değişim ve dalgalanmalara, halüsinasyonlara yol açtığı bilimsel bir gerçek. ama tarihte bazı insan toplulukları (örneğin şamanlar) bu deneyimleri doğaüstü mistik deneyimler olarak yaşamışlar yıllarca. dolayısıyla modernizmin akılcılığıyla -duyguların gözardı edilmesi dışında-, mistisizmin, mitolojinin, dinin etkisini yitirmesi gibi konularda bir sorunum yok. çünkü bence mistisizm, din ve mitoloji, yükselişte oldukları dönemlerde, gerçekleri daha etraflıca açıklayabilmek için yapılmış çarpıtmalardır yalnızca (felsefeyi tercih ederim -ki bunların hiçbirinin felsefeyle doğrudan hiçbir ilgisi yok aslında). şimdi içinde yaşadığımız postmodern dönemlerde, duyguların yeniden keşfedilmesini olumlu bulmakla beraber doğaüstünün ve dinin etki alanını yeniden genişletmesini de aynı ölçüde olumsuz buluyorum. bence gerçek; bilimde ve felsefede hala. tabi insan olduğumuzu, duygularımızın olduğunu unutmadan.. ve bilimi felsefeyi de kutsallaştırmadan, bir din haline dönüştürmeden. yine de yazı da en çok hoşuma giden bölüm (tam olarak bu şekilde ifade edilmese de): o dönemlerden bize kalan en değerli hazine aşk. iflah olmaz romantikleriz sanırım. cıvık bir romantizm değil elbette. rousseau gibi belki.
http://barissafran.blogspot.com
http://garipcekici.blogspot.com
http://kaosesigi.blogspot.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>aşkı mistik bir deneyim olarak incelemek.. fotoğraf kadar olmasa da ilginç bir yorum elbette.. ama aşkla ilgili olarak yapılabilecek değerlendirmelerin yalnızca bir yönüne işaret etmekte. sözgelimi, aşık olduğumuzda vücudumuzdaki dopamin, endorfin, serotonin gibi hormonların değişen dengelerine odaklanarak biyokimyasal açıdan da analiz edilebilir aşk. çünkü şimdilik bilebildiğimiz evrende, bu tarz kurulabilecek her denklem, en azından çift yönlüdür aynı zamanda. yani aşık olduğumuzda, bu hormonlarımızın dengesinde bazı değişmeler gerçekleşir demek ne kadar doğruysa, daha önce yüzlerce defa bizzat deneyimlediğim gibi, herhangi bir nedenle bu hormonlarımızın dengesinde değişim olduğunda, en yakınımızdaki ilk &#8220;aday&#8221;a aşık olmamız da o kadar mümkün ve doğru. sözgelimi kadınların gerilimli, heyecanlı, korkulu ortamlarda, daha kolay aşık olduklarına dair psikolojik, psikiyatrik, nörolojik bulgular var (mesela o yüzden hoşlandığımız kadını sinemada romantik bir filme değil de bir korku filmine sokmalıyız belki de <img src='http://www.meme-dini.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> ). bu anlamda yazının doğaüstünü kayıran taraflı bir bakışa sahip olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. sözgelimi yazıda bahsi geçen çürük kokulu mantarlar, bunları mistik olaylarla, büyüyle, o mantarların sahip olduğu bazı özel güçlerle açıklamak doğru değil. bazı mantar türlerinin içlerindeki psylobin gibi maddeler nedeniyle doğru miktarlarda yendiğinde hormon dengesi ve duygularda değişim ve dalgalanmalara, halüsinasyonlara yol açtığı bilimsel bir gerçek. ama tarihte bazı insan toplulukları (örneğin şamanlar) bu deneyimleri doğaüstü mistik deneyimler olarak yaşamışlar yıllarca. dolayısıyla modernizmin akılcılığıyla -duyguların gözardı edilmesi dışında-, mistisizmin, mitolojinin, dinin etkisini yitirmesi gibi konularda bir sorunum yok. çünkü bence mistisizm, din ve mitoloji, yükselişte oldukları dönemlerde, gerçekleri daha etraflıca açıklayabilmek için yapılmış çarpıtmalardır yalnızca (felsefeyi tercih ederim -ki bunların hiçbirinin felsefeyle doğrudan hiçbir ilgisi yok aslında). şimdi içinde yaşadığımız postmodern dönemlerde, duyguların yeniden keşfedilmesini olumlu bulmakla beraber doğaüstünün ve dinin etki alanını yeniden genişletmesini de aynı ölçüde olumsuz buluyorum. bence gerçek; bilimde ve felsefede hala. tabi insan olduğumuzu, duygularımızın olduğunu unutmadan.. ve bilimi felsefeyi de kutsallaştırmadan, bir din haline dönüştürmeden. yine de yazı da en çok hoşuma giden bölüm (tam olarak bu şekilde ifade edilmese de): o dönemlerden bize kalan en değerli hazine aşk. iflah olmaz romantikleriz sanırım. cıvık bir romantizm değil elbette. rousseau gibi belki.<br />
<a href="http://barissafran.blogspot.com" rel="nofollow">http://barissafran.blogspot.com</a><br />
<a href="http://garipcekici.blogspot.com" rel="nofollow">http://garipcekici.blogspot.com</a><br />
<a href="http://kaosesigi.blogspot.com" rel="nofollow">http://kaosesigi.blogspot.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

