resim yok
Caravaggio

Mi(s)tik Deneyim!

Evrenle bir olmak, esrimek ve şimdinin farkındalığı…

Dinin, iksirlerin, astral seyahatlerin, büyücü ve şamanların, çürük kokulu mantarların ve daha nicelerinin hayatlarımızdan el çektiği; beton hücreler içinde, ışığa boğulmuş yıldızsız gecelerimizi tütsülerle gizemli hale getirmeye çalıştığımız modern zamanlarda; kendimizi doğadan ayırarak içine hapsettiğimiz şehirlerimizde, aklın sözde hakimiyetini ilan ederek iman ettiğimiz yeni bilim diniyle; içimizdeki ilksel imgelerle bezeli mitolojik boşluğu dolduracak, onun kendine her daim av arayan iştahını dindirecek tek çare, mistik deneyimin yegane örneği olarak aşk kalmıştır elimizde.

Mistik deneyimin ana hedefi her zaman tanrısal olanla birleşmek, evrenin özüne dokunmaktır. Olgusal olanın eriyip, anlamla aramızda kavramın yarattığı dolayımın kaybolup yerine, imgenin başdöndürücü ve sorgulanamaz apaçıklığının geçişidir. Mistik deneyim ilkelliği açısından çok zaman dil-dışı yaşanır ve dile getirilmesi de mümkün değildir.

Mistik deneyim öteki’ni içermez. Öteki ve “ben” bir olmuştur artık, dolayımın kaybolduğu an da tam olarak bu andır.

Aşık, esridiği ölçüde çevresinden soyutlandığı gibi-o, gerçekliği yeniden şekillendirmekte ve yeni bir anlamlandırma oyunu kurgulamaktadır- bir yandan da dış dünyaya karşı yeni bir farkındalık geliştirir. Duyuları, ben içinde erittiği dış dünyaya karşı hassaslaşmıştır, artık o dışındaki değil içindekidir. Yarattığı cennet kurgusunun statikliğini sağlayacak yegane yol aklı terk etmektir. Deliliğe geçiştir. Çünkü gerçeklikle er ya da geç yüzleşilecek- bu toplumsal bir dayatmadır- ve yaratılan cennetten dünyaya kovulacaktır aşıklar.

Ölümsüz aşklar; kendilerine sınırlarını yataklarının belirlediği bir evren kuran aşıklarınkilerdir.

Tags: , ,

2 Responses to “Mi(s)tik Deneyim!”

  1. Barış Safran Says:

    aşkı mistik bir deneyim olarak incelemek.. fotoğraf kadar olmasa da ilginç bir yorum elbette.. ama aşkla ilgili olarak yapılabilecek değerlendirmelerin yalnızca bir yönüne işaret etmekte. sözgelimi, aşık olduğumuzda vücudumuzdaki dopamin, endorfin, serotonin gibi hormonların değişen dengelerine odaklanarak biyokimyasal açıdan da analiz edilebilir aşk. çünkü şimdilik bilebildiğimiz evrende, bu tarz kurulabilecek her denklem, en azından çift yönlüdür aynı zamanda. yani aşık olduğumuzda, bu hormonlarımızın dengesinde bazı değişmeler gerçekleşir demek ne kadar doğruysa, daha önce yüzlerce defa bizzat deneyimlediğim gibi, herhangi bir nedenle bu hormonlarımızın dengesinde değişim olduğunda, en yakınımızdaki ilk “aday”a aşık olmamız da o kadar mümkün ve doğru. sözgelimi kadınların gerilimli, heyecanlı, korkulu ortamlarda, daha kolay aşık olduklarına dair psikolojik, psikiyatrik, nörolojik bulgular var (mesela o yüzden hoşlandığımız kadını sinemada romantik bir filme değil de bir korku filmine sokmalıyız belki de :D ). bu anlamda yazının doğaüstünü kayıran taraflı bir bakışa sahip olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. sözgelimi yazıda bahsi geçen çürük kokulu mantarlar, bunları mistik olaylarla, büyüyle, o mantarların sahip olduğu bazı özel güçlerle açıklamak doğru değil. bazı mantar türlerinin içlerindeki psylobin gibi maddeler nedeniyle doğru miktarlarda yendiğinde hormon dengesi ve duygularda değişim ve dalgalanmalara, halüsinasyonlara yol açtığı bilimsel bir gerçek. ama tarihte bazı insan toplulukları (örneğin şamanlar) bu deneyimleri doğaüstü mistik deneyimler olarak yaşamışlar yıllarca. dolayısıyla modernizmin akılcılığıyla -duyguların gözardı edilmesi dışında-, mistisizmin, mitolojinin, dinin etkisini yitirmesi gibi konularda bir sorunum yok. çünkü bence mistisizm, din ve mitoloji, yükselişte oldukları dönemlerde, gerçekleri daha etraflıca açıklayabilmek için yapılmış çarpıtmalardır yalnızca (felsefeyi tercih ederim -ki bunların hiçbirinin felsefeyle doğrudan hiçbir ilgisi yok aslında). şimdi içinde yaşadığımız postmodern dönemlerde, duyguların yeniden keşfedilmesini olumlu bulmakla beraber doğaüstünün ve dinin etki alanını yeniden genişletmesini de aynı ölçüde olumsuz buluyorum. bence gerçek; bilimde ve felsefede hala. tabi insan olduğumuzu, duygularımızın olduğunu unutmadan.. ve bilimi felsefeyi de kutsallaştırmadan, bir din haline dönüştürmeden. yine de yazı da en çok hoşuma giden bölüm (tam olarak bu şekilde ifade edilmese de): o dönemlerden bize kalan en değerli hazine aşk. iflah olmaz romantikleriz sanırım. cıvık bir romantizm değil elbette. rousseau gibi belki.
    http://barissafran.blogspot.com
    http://garipcekici.blogspot.com
    http://kaosesigi.blogspot.com

  2. Meme-Dini Says:

    Yazdıklarınıza katılmamak elde değil, aslına bakarsanız burada mitik ya da mistik deneyimi ele alırken sadece bir dışavurum olarak düşündüm. Zira onu masaya yatırıp dilimlemek, kendi kuruluş mekanizmalarını ortaya söküp indirgenebilir hale getirmek, belki de yorumumun kendisiyle biçimsel açıdan çelişik olacaktır. Böylesi bir öz yapı-yıkım ya da söküme yönelecek cesareti bulamadım kendimde belki.

    Yorumunuz için teşekkür ederim.

Leave a Reply

felsefe dükkanı
Arka plan resmi :
Tasarım: Meme-Dini